Ayasofya’da Restorasyon ve Konservasyon Süreci

Deprem, fırtına, savaş gibi pek çok farklı doğa ve beşeri olaya şahitlik etmiş Ayasofya’daki ilk restorasyon çalışması 553 ve 557 yılında yaşanan depremler sonrasında 558 yılında gerçekleştirildi. Yıkılan kubbe yeniden yapılarak ilk restorasyon bu şekilde sağlandı. Sonrasında 768 yılında çeşitli mozaikler kaldırıldı, bazılarının üzeri ise sıvanarak haç motifleri yerleştirildi. Çeşitli depremler sonucunda büyük kubbenin bir bölümünün çökmesi nedeniyle 1346’da yeniden kubbe inşa edildi. Ayrıca bunun öncesinde 1261 yılında da katedral onartılmış ve herhangi bir risk olasılığına karşı bu bölüm sağlandı. Osmanlı döneminde de mihrap yenilenmiş ve yıpranan camlar onarılmış, yenilendi. 1570’lerin başında ise Mimar Sinan burada pek çok farklı çalışma yaparak hem mimari yapının özelliğinin korunmasını sağladı hem de yapının sağlamlaştırılmasına olanak sağladı. Cumhuriyet döneminde de benzer şekilde iyileştirme ve onarım çalışmaları sağladı. Bu dönemde kayıp mozaikler ortaya çıkarıldı, yapılan kazılarda bulundu ve bu kısımlar onarılarak yeniden mozaikler ile kaplandı.

Ayasofya ile ilgili en büyük tartışmalar ise Ayasofya’nın cami haline getirilmesi ile ilgilidir. Eklenen minareler, kilisenin orijinalliğini bozmakta ve tarihi dokusuna zarar verdiği düşünülmektedir. 1453 yılında İstanbul’un fethedilmesi sonrasında 537 yılında Rum Ortodoks kilisesi olarak inşa edilmiş olan bu yapı, Hristiyanların ibadethanesi olmaktan çıktı ve fethin bir sembolü olarak camiye dönüştürüldü.

Atatürk ise Ayasofya’yı farklı pek çok medeniyeti içerisinde barındıran bir kültür derinliği içerisinde görerek bu yapıyı kamusal alanda her kesimden insanı belli bir düzlemde buluşturarak yaşatmak için için müzeye dönüştürdü. Bu müzeye dönüştürme atılımı da yapıyı ‘kültürel miraslandırma’ sürecine bağladı.

24 Temmuz 2020 tarihinde ise, yani belediye seçimlerinin ardından İstanbul ve Ankarayı kaybeden AKP’nin bir nevi sözcüsü olduğu cemaate kendini hatırlatması gerektiği düşünüldü. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Ayasofya'nın statüsü yeniden camiye dönüştürüldü. Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği AICA Türkiye, Ayasofya’nın müze statüsünden çıkarılarak cami olarak kullanıma açılmasına dair ‘Ciddi bir risk’ yorumunu yaptı: ‘Hem yapının politik konumunu hem de korunmasını ve restorasyonunu ciddi bir riskle karşı karşıya bırakmaktadır.’ Değişen mentalite kendini belli etti ve evrensel değerlerden biri olan ikonalar ‘ayıplanarak’ kapatıldı.



Kaynak: Tele1


Ayıplanan bu yapının İkonaları neleri temsil ediyor? Örneğin altı kanatlı Serafim meleği: Pandantiflerin üzerinde dört melek tasviri var. Bu melekler, cennette kutsal gücü koruduğuna inanılan, bir baş ile altı kanattan oluşan Serafim Melekleridir. Doğuda yer alan melekler mozaikten yapılmışlar, batıdaki iki melek ise Doğu Roma döneminde bozulmuş ve fresk olarak yenilenmiş. Bu meleklerin yüzleri, Osmanlı Dönemi’nde madeni bir kapak ile kapatıldıktan sonra 2009 yılında kubbede yapılan mozaik onarımları sırasında kuzey doğudaki meleğin yüzünü örten kapak kaldırılarak Serafim melekleri keşfedilmiş. Serafim melekleri de namaz sırasında kapatılan freskler arasında.

Cumhuriyet Gazetesinde çıkan haber: ‘16 yıldır kubbenin güneydoğu çeyreğinde bulunan iskele, iki hafta süren çalışmaların ardından sökülerek kuzeydoğu çeyreğine kuruldu. Kubbeyi taşıyan pandantifteki, 6 kanatlı melek (kerubim-serafim) figürü üzerinde de çalışmalar yapıldı. Meleğin yüzündeki metal maske çıkarıldı, 6-7 kat badana ve sıva kaldırıldı. Yaklaşık 10 gün boyunca heyecanla yürütülen çalışmaların sonunda uzmanların bile beklemediği derecede iyi korunan mozaik, 160 yıl sonra yeniden günışığıyla buluştu. 9 veya 14’üncü yüzyılda yapılmış olduğu tahmin edilen mozaiğin gerçek yaşı, Ayasofya Yüksek Bilim Kurulu ve Anıtlar Kurulu üyelerinin yapacağı incelemeler ve diğer mozaiklerle karşılaştırmalar sonucunda belirlenecek.’

Yani 10 yıl içinde iki farklı mentaliteyi aynı coğrafyada gören Ayasofya, Ayasofya Yüksek Bilim ve Anıtlar Kurulunca, tek bir meleğinin bir gözünün ortaya çıkması 2 haftalık çalışmalar sonucunda yapılan ikona ile, birkaç yıl sonra namaz kılamama bahanesi olarak ayıplanarak kör bir perdelemeye maruz kalan ikonanın bahtsızlığına sahip Ayasofya. Tarih, değişimdir. Her tarih, bir öncekinden yeni bir tarihtir ama bu değişim tarihsel bir ‘ilerleme’ olarak kaydedilmediğinde tarihsel mekanın içinde yaşayan insanların yaşam koşullarından endişe edilmeye başlanır.


Ayasofya'nın Yenen Kapısı


Ayasofya, M.Ö. 6. yüzyıllarda, Hıristiyan dünyasının en şaşaalı kilisesi olarak inşa edilmeden önce, pagan inanışın bir mabediydi ki Artemis Tapınağının etkisi halen girişte görülebilir. MS. 360 yılında bu tapınağın konumuna ‘Büyük Kilise’ denen kilise yapıldı. Ardından 44 yıl sonra bir isyan çıktı ve ikinci kilise yerine geldi. MS 532’de ikinci kilise başkent Konstantinopolis iken Nika Ayaklanması sırasında tahrip oldu. Doğu Roma İmparatoru Justinianus ayaklanmayı bastırdı. Ona göre bu yapı ‘merkez’ olmalıydı. İşte Trallesli (Aydın) Antemius ve Miletli (Didim) İsidoros’un yaptıkları bugünün şaşaalı Ayasofyası ortaya çıktı. Çağının en geniş ve yüksek kubbeli bu yapısı iki depremle zedelendi. İsidoros ve Ermeni mimar Trdat yeni restorasyon ve bakım çalışmalarını yaptı. 1346’da çöken kubbe Astras ve Peralta tarafından onarıldı. 1572’de Mimar Sinan’ın elinden geçti ve dayanıklaştı. 1847’de ise Sultan Abdülmecid zamanında İsviçreli Fossati kardeşler restore etti. Yani yaşayan bir kültürel miras her dönemde yeni bakım çalışmalarından geçerek bugüne ulaştı. Bugün ise kapısı yendi.


Gazeteduvar yazarı Barış Avşar ‘Ayasofya’nın kapısını kim yedi?’ başlıklı yazısında Ayasofya’nın yaşanan bu olayı şu sözlerle değerlendirdi: Kapıyı apar topar ‘tamir edip’ ne yaşandığına ve tamiratın nasıl yapıldığına dair hiçbir açıklama yapmadan yerine koymak durumu kurtarır mı? ‘Kurtarır’ diyen varsa, işte odur Ayasofya’nın kapısını yiyen…

2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör